Manifesto: İnsanlar… Sizi Çağırıyorum…

Boğaziçi öğrencileri, mezunları, hocaları ve genel olarak ülkemizin geleceği hakkında endişe duyan binlerce insan, Melih Bulu’nun kayyum olarak Boğaziçi Üniversitesi’ne atanmasından sonra hayatlarında belki de hiç yaşamadıkları şeyler yaşadılar. Okula bu yıl girmiş öğrenciler Gezi Parkı eylemleri sırasında ortaokuldalardı, bunu biliyorum çünkü ben de 2013 yılında liseye hazırlanıyordum. Çoğumuz ilk defa fiziksel olarak otoriteyle yüzleştik, çoğumuz ilk defa biber gazı, plastik mermi, tazyikli su, polis işkencesi ve avukatlar ile tanıştık. Bir kişinin ne kadar büyük tahribata yol açabileceğini tekrar gördük. Bu satırları yazdığım anda arkadaşlarımız hala yargılanıyorlar, emekli hocalarımızın ders açılması engelleniyor, okula yeni kameralar ve daha yüksek çitler yerleştiriliyor, öğrenciler fişleniyor…

Boğaziçi Buddy’de (Boğaziçi öğrencileri Facebook grubu) olan arkadaşlarım belki görmüşlerdir, fiziksel protestoların birinci gününün sonunda, Boğaziçi öğrencilerinin Buddy’de yaptıkları yorumları derleyip, protesto hakkındaki kamuoyunun ne olduğuna dair ufak bir araştırma yapmıştım. Protestoların gidiş yönüne yönelik çeşitli görüşler vardı: Terörist etiketi yememizi sağlayacak eylemlerden/sloganlardan vazgeçmek, protestoları güney kampüse taşımak… “Örgütlenme nedir?” sorusu ile çoğumuz ilk defa tanıştık ve birden kendimizi canlı bir sivil itaatsizlik dersinin içinde bulduk.

Bu süreçte tamamen organik olarak öğrenci inisiyatifleri doğdu. Gerek fiziksel olarak protestolara katılamayan / katılmak istemeyen insanların vicdan azabından, gerek anaakım medyanın hakkımızda haber yapmamasından veya haberlerin yanlı olmasından, gerekse başka sebeplerle bölümler bazında öğrenci girişimleri ortaya çıktı. Özgür İktisat, bu girişimler arasında kurulmasında ve büyümesinde bizzat emeğim olan yegane girişim. Özgür İktisat kurulduğunda amacı, alternatif bir medya üretim kaynağı olarak Boğaziçi protestolarını “doğru” bir şekilde toplu tüketime hazır hale getirmekti. Bu amaçla görseller hazırladık ve binlerce kez izlenen videolar derledik. Bu beş ay içerisinde Twitter ana sayfanızı doldurmuş olma ihtimalimiz gerçekten çok yüksek.

Sonra medyadaki haberlerin azalması ve doğal olarak dezenformasyonun azalması ile, Özgür İktisat rotasını açık derslere doğru çevirdi. Bu organik dönüşüm, diğer girişimler tarafından da gerçekleştirildi ve Boğaziçi öğrencileri, onlarca girişim ile iktisattan felsefeye, politikadan tarihe, matematikten edebiyata her konuda gerek temel bilgileri gerek güncel tartışmaları evlerimize ücretsiz ve engelsiz bir şekilde sokmayı başardılar. Bu süre zarfında pandeminin de etkisi ile fiziksel protestolar durma noktasına geldi. Yarın bayram tatilinin ve yasakların bitmesi ile hocaların protestoları devam edecek diye tahmin ediyorum.

Peki protestoların sonraki ayağı ne olacak? Bu soruyu Özgür İktisat olarak kendimize bir süredir soruyoruz. Bu sorunun cevabını Özgür İktisat adına değil de kendi adıma yayınlamamın sebebi ise, bu çağrımın sadece Özgür İktisat’a yönelik değil, tüm öğrenci girişimlerine yönelik olması. Bu konudaki düşüncelerimi 14 Mayıs tarihli Boğaziçi TV yayını Others’ta paylaşma şansı bulmuştum, fakat bu düşüncelerimi yazıya dökerek kalıcılığını ve yayılımını arttırmak istiyorum.

Aaron Sorkin’in efsane dizisi The West Wing’de şöyle efsane bir söz geçer: “Decisions are made by those who show up”, yani “Kararlar orada olanlar ile alınır”. Bu düsturdan hareketle Boğaziçi bileşenleri olarak kendimizi içinde bulunduğumuz faaliyet alanından sonraki adıma taşımalı ve çalıştğımız alanlarda bir think tank haline gelmeliyiz. Kendi alanımızda gerek teorik olarak gerek uygulamalı olarak güncel tartışmaları hem bilmeli hem insanlara aktarmalıyız. İnsanlara seçim sandığında kullanacakları bilgileri ulaşlabilir şekilde sunmalıyız, aksi takdirde ülkemizin durumu hakkında şikayet etme hakkımız olmayacak.

Özgür İktisat açık derslerinde enflasyondan, COVID aşılarının dağıtımından, planlamadan, sanayileşmeden, Osmanlıcılıktan, Sünnilikten ve birçok konudan bahsetti. Özgür İktisat bu ruhun üzerine insanlara sosyal politikalar, emek politikaları, para politikası ve mali politika gibi uygulamalı alanlarda yorumlar yapmalı, ayrıca Modern Para Teorisi ve Temel Vatandaşlık Geliri gibi güncel teorik meseleleri insanların bilgisine sunmalıdır. Mecliste konuşulan ekonomik yasalar ve kararnameler hakkında yorumlar sunmalı ve insanların bu konuda doğru fikirlere sahip olmasını sağlamalıdır.

Bu tür hizmetlerin yokluğunda nasıl facaialar yaşanabileceğini hepimiz biliyoruz: Brexit sürecinde insanlar anayasa ve uluslararası ilişkiler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadan, kendilerini AB’den çıkaracak anlaşmayı %51,89 – %48,11 gibi çok ufak bir oy farkı ile onayladılar. Oylama sonrasındaki süreçte İngiltere vatandaşları Brexit oylamasına yetersiz bilgiyle girdikleri ve kararlarından pişman olduklarını belirttiler (John Oliver, Brexit). Benzer şekilde Türkiye’de AKP dönemindeki referandumlarda da vatandaşlar anayasa hukuku hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan, Türkiye siyasetini kalıcı bir şekilde yaralayacak kararlar verdiler.

Biz bu konuları inceleyebilecek ve yorumlayabilecek insanlar olarak, insanlara ihtiyaçları olan bilgileri, insanlar okur mu okumaz mı diye umursamadan üretmeliyiz. Üretimimiz insanlara ulaşmaz ise, nasıl ulaştırırız sorusunu sormaya başlarız. Fakat bu soruyu sormaya başlamadan önce, üretime başlamamız şart. Boğaziçi’nin tüm bileşenleri, derinleşin! Demokrasi denen köstekli saat, birçok çarkın uyumlu çalışması ile olur. Sizler de kendinizi demokrasi sistemine ufak çarklar olarak eklemleyin, siyasilere baskı kurun, insanları eğitmeye çalışın, güncel tartışmalara hakim olun ve bu tartışmaları insanlara anlatın.

“İnsanlar sizi çağırıyorum:
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.”