Postmodern İktisat

Barış Kaan Basdil

Siyaset Bilimine Giriş dersi alırken üç tip siyaset kültürü olduğunu öğrenmiştim: dar (parochial), tebaa (subject) ve katılımcı (participant). Dar siyasi kültürde insanlar, merkezi yönetimin sadece varlığından haberdardırlar. Tebaa kültürde bu haberdarlığa ek olarak, insanlar bu devlete tabii olduklarını düşünürler. Katılımcı kültürde ise kişiler devlete hem tabii olduklarını düşünürler hem de onu etkileyebileceklerinin bilincindedirler (Britannica).

            İktisatta da buna benzer kültürlerin olduklarını düşünüyorum. Bu kültürlerden ilkine, insanların vergi, ticaret, sosyal sigorta gibi ilişkilerle birbirleriyle bağlı olduklarını hissettikleri dar kültür diyelim. Bir vatandaşın bilinç düzeyini nitelemek “Yıllar önce çok az para alıyorduk ama şimdi aldığımız paradan daha çok yetiyordu.” Dediği röportaj buna örnek gösterilebilir (Videoyu aşağıda bulabilirsiniz). Bu vatandaşın enflasyonun bilincinde olmadığını fakat uygulamada enflasyonun ne olduğunun farkında olduğunu görürüz.

         İkinci gruba yine tebaa adını verelim. Bu grubu biraz geniş tutarak, iktisatta her şeyin her zaman her yerde geçerli olacağını düşünen insanların hepsine tebaa iktisadi kültürlü insanlar diyelim. Bu insanlar bence ülkemizde çoğunluktadır. Twitter’a girdiğiniz zaman, iktisat eğitimi olmayan insanların, ücret artışlarına, zamlara, dolar kuruna verdikleri tepkiler, yaptıkları yorumlar ve tahminler, bu insanların bilinç düzeyini nitelemek için kullanılabilir. Örneğin Kadıköy Belediyesi’nde Toplu İş Sözleşmesi kapsamında 5000 Lira üstünde bir ücrette anlaşılmasını bütçe açısından eleştirenler vardı. Bu insanlar yorumlarında, TİŞ kapsamındaki işçi sayısının en fazla 2300 olduğunu ve ilk önerilen net ücretle anlaşılan ücret arasındaki 4.77 milyon liralık net farkın (kişi başı 5275 – 3200 =   2075), belediye bütçesinin yüzde yarımına denk geldiğini göz önünde bulundurmadılar. Asgari ücretin 2009’dan beri reel değerinin sabit kaldığını da göz önünde bulundurmadılar (Dünya, 2020).

Reel asgari ücretin evrimi. Kaynak: Dünya Gazetesi

            Teorik bir soru soralım: Bir ülkeye, özellikle de o ülkenin iki iline, yüz binden fazla niteliksiz göçmenin geldiğini düşünün. Bu durumda o illerde niteliksiz göçmenlerin ücretlerinde nasıl bir değişim olur?  Eğer başka hiçbir değişken yoksa (ceterus paribus -diğer her şey sabit), ücretlerin düşmesini bekleriz. Fakat gerçek hayatta gözleme dayalı analiz yaptığımız zaman “ceterus paribus” varsayımının tutmadığını görüyoruz. Çoğu zaman gerçek hayat, teoriden çok daha karmaşık ve yola dayalıdır (path-dependent). Bunu teorik bir örnekle inceleyelim.

            Antik Yunan’da Sofistler, tartışma kazanmak adına gerçeği eğip bükmeleriyle bilinirlerdi. Yüz binden fazla göçmenin bir ülkeye göç etmesi durumunda, maaşların nasıl değişeceğine dair her türlü olası senaryo üretilebilir. Çalışmak isteyen kişilerin sayısı arttığı için, piyasa mekanizmasının sonucunda ücretler düşebilir yorumunu yapabiliriz. Gelen işçilerin niteliksiz olması, onları kayıt dışı sektöre iter, bu yüzden kayıtlı sektörde ücretler değişmez, hatta kayıt dışı istihdam kayıtlı istihdamın yerini aldığı için, kayıtlı sektördeki istihdamın azalması ücretleri yükseltir de diyebiliriz. Belki de göç alan yerler halihazırda bir iktisadi büyüme yaşıyorlardır ve istihdam iştahları fazladır. Gelen göçü alırlar ve yeni üretim yapmaya başlarlar. İşsizlik azalır, üretim ve tüketim artar, bu da ücretleri arttırır.

            Teoride aynı olaya birden fazla açıklama getirmeyi başardık. Bu açıklamalardan verili bir durumda yalnızca biri geçerli olabileceği için, inceleme yaptığımız yerin şartlarının, bu açıklamalardan hangisinin doğru olduğunu belirleyeceğini söyleyebiliriz. “Mariel Boatlift” (Mariel Göçü) olayında da, paylaştığımız anketteki gibi yüz binden fazla göçmen, Küba’dan Amerika’ya geldi. Bu göçmenlerin çoğu niteliksizdi, çoğu Miami’ye yerleşti. Yerleştikleri yerin iş pazarı ile kurdukları ilişki sonucunda, ne ücretlerde ne de işsizlikte bir düşüş gözlemlendi (Card, 1990). Miami, yirmi yıl önce yaşadığı benzer bir göç olayı sonucunda, başka bir göç dalgasına hazırlıklıydı. Göçmenler, Miami’de halihazırda büyük ve büyümekte olan tekstil ve giyim endüstrisinin niteliksiz istihdam iştahını doyurdular.

            Burada, Türkiye’deki iktisat tartışmalarında son zamanlarda kulağıma gelen bir kavram devreye giriyor: “kompleksite” (karmaşıklık, complexity. Bu konuda güncel bir çalışma için okuma listesi en aşağıdadır). Biz iktisada giriş derslerinde ve günlük hayatta o kadar soyut iktisadi yorumlar yapıyoruz ki, iktisadi ilişkilerin ne kadar karmaşık ve yerel olduğunu kaçırıyoruz. Bir yerde doğru olan bir iktisadi fenomen (vergi politikası, sanayileşme politikası), başka bir yerde doğru olmak zorunda değil. Almanya’nın 20. yüzyılın ortalarındaki göç deneyimi, tüm ülkelerin göçten aynı şekilde etkileneceği sonucunu doğurmaz. Aynı şekilde neoliberal politikaların bazı gelişmiş ülkelerde uygulanıyor olması, gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerin neoliberal politikalar ile kalkınacağının göstergesi değildir. Biz günümüzün Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine bakarken, bu ülkelerin kapitalist ekonomilerini görüp, sömürge geçmişlerini unutuyoruz örneğin. İktisadi fenomenler, teorik yorumlardan çok daha karmaşıktır, yerel faktörlere bağlıdır: bir yerde doğru olan başka bir yerde doğru olmayabilir.

            Üçüncü iktisadi kültürün de bu bağlamda, iktisadın karmaşık bir bilim ve yapı olduğunun farkında olan insanların kültürü diyebiliriz. İktisat, mutlak doğruların bilimi değildir. Tam tersine, beşeri bir bilim olduğu için, insan ve insanın yerelliklerine bağlıdır. Özellikle 19. yüzyıl sonrasının hegemonik kapitalist görüşü ve son 40 yılın hegemonik neoliberal görüşüne göre, değişmez iktisadi doğrular vardır ve bağlamdan bağımsız uygulanabilir. Bizim katılımcı iktisadi kültüre sahip insanlar olarak, bu modern görüşü söküp atarak, tabiri caizse “postmodern iktisat” ile uğraşmamız gerektiğini düşünüyorum. İktisadın mutlaka ulusal, cinsiyete dayalı, tarihsel, yerel dayanakları vardır. Bu dayanakları görmezden gelerek iktisat yapmaya çalışmak, görüşüme göre iktisat biliminin bu sorunlara etkili çözüm önerileri sunamamasının sebebidir.

            Bu yazıyı yazmayı düşünürken, “postmodern iktisat” kavramını benim bulduğumu düşünmemiştim. Hızlı bir Google aramasından sonra haklı olduğumu fark ettim. Gerçekten de birçok iktisatçı, iktisadın “modernist” bağlarından kurtulmasına yönelik incelemelerde bulunmuştur. Örneğin, Ruccio bir makalesinde postmodern iktisadın tarihinden ve güncel sorularından bahseder. Amariglio bir makalesinde sınırlı akılcılık, oyun teorisi, kaos teorisi gibi kavramların, iktisadı nasıl daha postmodern bir hale getirdiğinde değinir. Screpanti de bir sistemin modernist olarak nitelendirilmesinin şartlarını belirterek, neoliberalizm ve Marksizm üzerinden iktisadi postmodernliği incelemiş. Tüm bu okumalara, metnin sonundaki “Tavsiye Okumalar” kısmından ulaşabilirsiniz.

            Yazımı bitirirken, vermek istediğim mesajların üstünden son kez geçmek istiyorum. İktisat, basit teorik incelemelerden çok daha derin bir bilimdir. Çoğu zaman karmaşık sistemleri, içindeki kimlikse ve tarihsel yapıları göz önünde bulundurarak inceler. Bu yüzden örneğin “asgari ücret kötüdür” gibi söylemler küresel çapta karşılık bulmaz. Halihazırda Türkiye özelinde bakıldığı zaman, asgari ücretin işsizliği arttırmadığına dair çalışmalar da bulunmaktadır (mesela  Dağlıoğlu ve Bakır, 2015). Katılımcı iktisat kültürüne sahip insanlar olarak, basit teorik argümanların üretiminden ve yayılmasından kaçınmalı, zihin tembelliğine düşmemeliyiz.

Kaynaklar:

Britannica, Parochial political culture, Political science. https://www.britannica.com/topic/parochial-political-culture Ulaşma tarihi 22.02.2021

Card, David. The Impact of the Mariel Boatlift on the Miami Labor Market, Industrial, and Labor Relations Review, Vol. 43, No. 2. (Jan. 1990), pp. 245-257.

Dağlıoğlu, Selim ve Bakır, Mehmet Akif, Türkiye’de Asgari Ücretin İstihdam Üzerindeki Etkisinin Sektörel Panel Regresyon Modelleri İle İncelenmesi, Sosyal Güvence Dergisi / Sayı 8, 2015

https://www.dunya.com/kose-yazisi/asgari-ucrete-bir-de-bu-pencereden-bakalim/605281

Röportaj: https://twitter.com/beterbela/status/1210549782869151745

Tavsiye Okumalar:

Amariglio J. (1990) Economics as a Postmodern Discourse. In: Samuels W.J. (eds) Economics As Discourse. Recent Economic Thought Series, vol 21. Springer, Dordrecht. https://doi.org/10.1007/978-94-017-1377-1_2

https://link.springer.com/chapter/10.1007/978-94-017-1377-1_2

Ruccio, David F. “Postmodernism and Economics.” Journal of Post Keynesian Economics, vol. 13, no. 4, 1991, pp. 495–510. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/4538260. Accessed 22 Feb. 2021.

Screpanti, Ernesto (2000) The postmodern crisis in economics and the revolution against modernism, Rethinking Marxism, 12:1, 87-111, DOI: 10.1080/08935690009358993
Kompleksite iktisadı okuma listesi: https://avesis.yildiz.edu.tr/resume/downloadfile/eren?key=7b289975-09ae-4d33-aac2-7597ee57cf16