Ekonomide Güven

Barış Kaan Basdil

Modern bir ekonominin temelinde ne vardır?

Güçlü bir para mı? Güçlü rezervlere sahip bir merkez bankası mı? Sağlam bir bankacılık sistemi mi, yoksa düşük faizler mi? Bunların hepsi gerekli şartlar olabilir fakat yeterli şartlar değillerdir. Aynı soruyu başka şekillerde sorayım: Paranızı bankaya yatırdığınız zaman, o paranın başkasına kredi olarak verildiğini bildiğiniz halde, üstüne üstlük krediyi alan kişinin krediyi ödeyememe riskini bildiğiniz halde, paranızı neden bankaya yatırıyorsunuz? Veya dairenizi kentsel dönüşüm kapsamında bir müteahhite verdiniz. Müteahhitin apartmanı bitireceğine ve size teslim edeceğini nereden biliyorsunuz? 

Bu sorulara verdiğiniz farklı cevapların en temelinde yatan şey güvendir. Paranızı bankaya yatırdığınız zaman bankaya, dairenizi müteahhite verdiğiniz zaman da mahkemelere ve hukuk sistemine güveniyorsunuz. Modern bir ekonominin temelinde de güven vardır. Bireysel seviyede, bakkaldan aldığınız ürünlerin beklediğiniz gibi olduğunu bilemezsiniz, sadece aldığınız markaya güvenebilirsiniz. Daha geniş bir seviyede, bankaya faizle para yatırdığınız zaman, parayı geri alacağınıza dair bankanıza güvenirsiniz. Haksızlığa uğradığınız veya bir suçun kurbanı olduğunuz zaman hakkınızın teslimi için polise ve mahkemelere güvenirsiniz. Daha da geniş bir seviyede, ekonominiz kötüye gittiği zaman, diyelim ki enflasyon artıyor, hükümetin ve merkez bankasının enflasyon ile mücadele edeceğine güvenirsiniz.

Bu güven nasıl tesis edilir?

Müteahhit örneğinde belediye denetimleri, banka örneğinde Sermaye Piyasası Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi kurumların, bakkal örneğinde de Gıda Bakanlığı gibi kurumların denetimleri sizde bu güveni tesis eder. Enflasyon örneğinde de merkez bankasının ve hükümetin doğru adımları atması size bu güveni aşılar. Çoğu zaman bir ülkede enflasyon arttıysa, paranız ortalamadan çok değer kaybediyor demektir ve bu değeri korumak için merkez bankası faiz arttırır.

Bu güvenin tesis edilmesi ne işe yarar?

YouTube’da hoşuma giden bir videoya[1] atıfta bulunmak istiyorum. Ray Dalio bu videoda ekonomiyi, en temelde insanlar arasındaki alışveriş olarak tanımlıyor. Siz bir bakkaldan çikolata alırsınız, bakkal o para ile bankaya borcunu öder, banka o parayı bir başkasına kredi olarak verir ve o insan bir iş kurar, o iş on kişiyi istihdam eder ve on kişi bakkala çikolata almaya gider. Ekonomi bir nevi karşılıklı bir zenginleşme ilişkisidir. Bu ilişkilerin her aşaması güven üzerine kuruludur. Bu zincirin herhangi bir halkasından güveni çıkarın, tüm zincir kopar. Siz çalıştığınız iş yerinden her ayın sonunda (veya başında) para alacağınıza güvenerek çalışırsınız, alamadığınız zaman da mahkemeyi kazanacağınızı bilirsiniz. Çalışmalarınızın sonunda emekli olduğunuz zaman emekli maaşı alacağınızı bilemezsiniz, fakat hükümete güveniniz vardır.  

Daha büyük bir ölçekten bakarsak, eğer bir ülke içerisinde mülkiyet hakları korunuyor ise, insanlar ekonomik süreçlerin her birinde devletlerinin korumalarının altında ise, bu ülke yabancı yatırımcı için çekici hale gelir. O yatırımcı bilir ki, eğer bu ülkede yatırımım devlet tarafından el konma tehlikesi altında değilse, kur şoklarından etkilenmeyecek ise, faiz enflasyondan yüksekse (yani reel getiri pozitif ise), o ülkeden kar etmek mümkündür. Dış yatırımcı, parasını değerlendireceği ülkenin ekonomisine güvenmez ise o ülkeye yatırım yapmaz. Eğer ülkeniz içerisinde yatırım için gerekli sermayeyi toplayabilen bir ülke değilseniz, ekonominizi güven üzerine kurmadan dış yatırımcı çekemezsiniz.

Bu güven nasıl ölçülür?

Güvenin ve doğal olarak riskin birçok ölçüm yöntemi bulunmaktadır. Bu ölçüler hem ekonomik süreçlere doğrudan dâhildirler hem de sıradan bir vatandaş tarafından kolayca ulaşılabilirler. Credit Default Swap, yani Kredi Temerrüt Swabı, yatırımınızın sigortası olarak çalışır. Bir yatırımcı, yatırımının belirli bir yüzdesini sigorta yapan kuruma öder ve yatırımının riskini o kuruma yükler. Diyelim ki yabancı bir ülkede bir yatırım yaptınız ve yüzde yirmi kar bekliyorsunuz. Muhteşem! Fakat bu ülkede eğer enflasyon yüzde on dört ise yatırımınız reel olarak yüzde altı kar getiriyor demektir. Aynı ülkede CDS primi olarak da yatırımınızın yüzde altısını sigorta primi olarak ödüyor iseniz, o yatırımın reel getirisi size sıfırdır. On dört ve altı sayılarının neden bu kadar spesifik olduğunu düşünüyor iseniz, ilk tahmininize güvenmenizi tavsiye ederim.

CDS, birincil olarak yatırımcıları ilgilendiren bir değer. Eğer üretici iseniz, ekonominin nereye gittiğini anlamak için Purchasing Managers Index, yani Satınalma Yöneticileri Endeksi sizi daha ok ilgilendiriyor olabilir. Bu endeks, sabit bir yıla göre, satınalma yöneticilerinin yeni ürünler veya hizmetler almaya ne kadar istekli olduklarını ve ne kadar aldıklarını ölçer. Bu değerin düşmesi, satınalma yöneticilerinin ekonominin kötüye gideceğini düşündüğü, bu yüzden satınalmaları azalttıklarını bize anlatır. Tüketici tarafında ise Tüketici Güven Endeksi bize yol gösterir. TÜİK’ten tanımını alalım:

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.
 
Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.[2]

İş Bankası’nda staj yaparken, hazırladığım projede bu üç ölçümün birbirleri ile uyumlu hareket ettiklerini gözlemlemiştim. Nitekim CDS ile PMI arasındaki korelasyon katsayısı -0.88, CDS ile TGE arasındaki ise -0.75. Bunlar istatistiksel olarak yadsınamayacak ilişkiler. Bu ilişki farklı şekillerde açıklanabilir, fakat bu yazının konusu bu değil.

Başka önemli bir gösterge de VIOP, yani Vadeli İşlem Opsiyon Piyasası işlem hacmi. Burada odaklanmamız gereken kelime opsiyon, bu kelimenin tanımını da Gedik Yatırım’dan alalım:

Opsiyon sözleşmesi, opsiyonu alan tarafa belirli bir vadede veya belirli bir vadeye kadar, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte malı, kıymeti veya finansal varlığı alma veya satma hakkı veren, satan tarafa ise alıcının bu sözleşmeden doğan hakkını  kullanması durumunda sözleşmeye dayanak teşkil eden malı, kıymeti veya finansal varlığı almaya veya satmaya yükümlü kılan sözleşmelerdir[3].

Bir vade sonunda bir malı alma hakkını satın almak için, bu hakkı satın almadığınız takdirde malı satın almanızın riske girmiş olması gerekmektedir. Siz opsiyon satın alarak bu riski karşılamaya çalışırsınız. Nitekim VIOP hacminin artması artan güvensizliğin göstergesidir. Türkiye’de VIOP ile CDS korelasyonu 0.79, VIOP ile PMI korelasyonu ise -0.77’dir. Bunlardan farklı olarak VIX gibi farklı ölçüm araçları da olsa da, yazıyı çok uzatmamak için burada örnek vermeyi durdurmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Risk Primleri ve VIOP Hacmi. Türkiye, 20173Ç – 20191Ç. Kendi Hesaplamalarım.

Vaka Analizi: ABD

Bu güvenin önemini anlamak için, yokluğunda neler olduğunu gözden geçirmek iyi bir egzersiz olabilir. 2008 yılında yaşadığımız küresel ekonomik kriz, Büyük Buhran’ın etkisinden de büyük bir etki yarattı[4]. Bu durumun en açık örneği, ABD’de başlayan krizin dünyanın çoğu ülkesinde etkisi hala devam eden bir yavaşlamaya ve popülist liderlerin yükselişine yol açması. ABD üzerinden ilerleyelim: 2008 krizi sürecinde Bear Stearns bankasına bir banka hücumu (bank run) gerçekleşti ve bankanın nakit rezervi iki gün içerisinde 17 milyar dolardan iki milyar dolara eridi ve benzer şekilde Washington Mutual bankasından on günde 16,7 milyar dolar değerinde mevduat çekildi[5]. Bu insanlar paralarını neden çektiler? Bankalarının finansal olarak zorlandığını anlayan mevduat (ve yatırım) sahipleri, bankanın batması durumunda paralarına ulaşamayacaklarını düşünürler ve paralarını kaybetmemek için bankadan paralarını çekmeye çalışırlar. Fakat sadece bu hareket bile bir bankayı batırmak için yeterlidir. Yani insanların beklentileri kendi kendini gerçekleştirir. İnsanlar bankalarına güvenselerdi ve paralarını çekmeye çalışmasalardı, Bear Stearns belki de JP Morgan Chase tarafından satın alınmamış olacaktı.

Bear Stearns ve özellikle Lehman’dan sonra, ABD Hazine Bakanlığı sağlıklı olmayan ve olan bankalara sermaye katkısında bulundu ve bankaların borçlarını ödeyebilecek duruma gelmesini sağladı. Buna rağmen insanlar paralarını çekmeye devam ettiler ve DOW endeksi düşmeye devam etti. Bankalar batarken de insanlar paralarını çekiyorlardı, hükümet müdahale ettiği zaman da çektiler. Buradan insanların hükümetlerine olan güvenlerini de kaybettikleri yorumunu yapabiliriz.

Vaka Analizi: Türkiye

Hem Tablet Düşünce’nin çıkışı hem de bu yazıları çoğunlukla Türkçe yazmak istememin sebebi, hem ekonomi hakkında yetkin olmayan insanlar için erişilebilir içerikler üretmek hem de günlük bir dil ile Türkiye’deki ekonomik olayları incelemekti. Doğal olarak Türkiye bağlamında bu güveni değerlendirmek istiyorum.

Şu ana kadar anlattığım şeylere hâkim olmasanız bile, Türkiye bağlamında ekonomiye güven bildiğimiz bir konu. Altın ve yabancı para fiyatlarının bu kadar artması, döviz rezervlerinin toplam rezervlerin yarısını aşması, Türk lirasına güvenin eridiğini gösteriyor olabilir mi? Türkiye’de altın fiyatları, doların değeri ve altının kendi değeri tarafından belirlenir. Altının değeri sabit iken, dolar artar ise altının TL değeri artar. Türk lirasına güven azalır ise, başka bir deyişle Türk lirasının gelecekte dolardan daha az değer kazanacağını düşünüyor isem, TL satarım ve dolar alırım. Böylece TL değeri düşer ve doların değeri artar. Sadece bu olay bile altının değerini artırır. Benzer şekilde TL’nin altından daha az değer kazanacağını düşünüyor isem, TL satarım ve altın alırım. Bu TL’nin değerini düşürür ve altının değerini arttırır.

Risk Primleri ve Yabancı Para Hacmi. Türkiye, 20173Ç – 20191Ç. Kendi Hesaplamalarım.

Dış yatırım çekmek için (ve başka sebeplerden ötürü) TL’nin değerini arttırmaya çalışan merkez bankası, ortodoks iktisadi teoriye göre faizleri arttırmak zorundadır. Faizlerin artması dış yatırımı arttırsa da üretim girdilerinin fiyatlarını arttır, dolayısı ile genel üretim seviyesi azalır, yani geliriniz azalır. Kısaca ekonomi yavaşlar. Ekonomiye duyulan güvensizlik, ekonominin yavaşlamasına yol açar. Burada da beklentiler, beklentilerin tezahürü ile sonuçlanır.

Sonuç    

Siyaset ve ekonomi temel olarak güven üzerine kuruludur. Güven olmadan bir ekonomi inşa edilemez, bu güvenin kaybı çok büyük sonuçlara yol açabilir ve tekrar tesis edilmesi çok ciddi bedeller gerektirebilir. Obama, Trump, Le Pen, Wilders, 5 Star League gibi adayların ve partilerin yükselmesi, 2008 krizinden sonra seçmenlerin “anti-establishment” olarak nitelendirilebilecek adaylara yönelmesine yol açmış olabilir. İnsanların iktisadi beklentileri, merkezi ve güven veren bir iktisadi yönetimin yokluğunda kendilerini yaratmaya meyillidir.

Barış, Tablet Düşünce’nin baş editörüdür ve kurucularındandır. kaanbasdil@gmail.com adresinden ulaşılabilir.


[1] https://www.youtube.com/watch?v=PHe0bXAIuk0

[2] http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=27862

[3] https://www.gedik.com/bilgi-egitimler/opsiyon-nedir

[4] https://money.cnn.com/2014/08/27/news/economy/ben-bernanke-great-depression/index.html

[5] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_bank_runs