Enflasyon Hesapları Üzerine

Barış Kaan Basdil

Önceki yazım gelir eşitsizliğine bir giriş niteliğindeydi ve öncelikli olarak Amerika üzerinde durmaktaydı. Bu sebeplerden biri, veri erişilebilirliği ve güvenliği konusunda ABD’nin önde gelen ülkelerden biri olmasıydı. Özellikle son iki yılda Türkiye’de işsizliğin, enflasyonun, hatta COVID vaka sayılarının güvenilirliği konusunda tartışmalar var. Forbes Steve Hanke’nin bir yazısına yer veriyor ve Hanke Türkiye’deki enflasyonu yıllık yüzde kırk dokuz olarak hesaplıyor[1]. Euronews, Mahfi Eğilmez’in bir anketine atıfta bulunuyor ve TÜİK enflasyon verisine inanmayan insanların oranının yüzde seksen sekiz olduğunu bildiriyor[2], ki bu anketin Twitter üzerinden yapılmış bir anket olması ve benzeri metodolojik sorunlardan dolayı bazı sorunları olduğu söylenebilir. Ekonomist Ali Ağaoğlu, açıklanan enflasyonun “hissedilen enflasyondan” farklı olabileceğini belirtiyor[3]. Ali Ağaoğlu’nun vurguladığı şey, her insanın tüketim davranışlarının birçok sosyoekonomik etmen tarafından şartlandığı ve bu yüzden merkezi bir enflasyon verisinin tüm dağılımı açıklayamayacağı. Profesör Doktor Yalçın Karatepe de enflasyon hesaplamalarındaki metodolojik farklılıklardan bahsediyor [4].

Tüm bunların kafanızda enflasyon hesapları hakkında bir şüphe doğurmuş olduğunu ümit ediyorum. Kafanızda en ufak bir şüphe doğmamış olsa bile, enflasyonun nasıl hesaplandığını ve bu hesaplama ile nasıl oynanabileceğini bilmenizin faydalı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta enflasyon hepimizin hayatında önemli bir yere sahip: Ülkemizde insanlar ekonomik değişkenler konusunda fazlasıyla hassaslar. Her gün doları, faizleri, altını ve başka verileri takip ediyoruz fakat bu verileri kullanarak nasıl bir bilgiye ulaşıyoruz? Aldığımız maaş zammını enflasyonla karşılaştırıyor muyuz? 1990’ların sonunda yaşanan ekonomik krizde enflasyonun ne kadar merkezi bir yere sahip olduğunu biliyor muyuz? Faiz mi enflasyonu etkiler, yoksa enflasyon mu faizi? Tüm bu tartışmalara temel oluşturması amacıyla, bu yazımda enflasyon hesaplamalarının nasıl yapıldığından ve bu hesaplamalar ile nasıl oynanabildiğinden bahsetmek istiyorum.

Enflasyon (inflation: şişme, değerini kaybetme), “fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi”, “alım gücündeki düşüş”, “paranın değer kaybetmesi” gibi tanımları akla getiriyor. Oxford Sözlüğü de enflasyonu fiyatlardaki genel artış ve alım gücünün düşmesi şeklinde tanımlıyor[5]. MIT İktisat Sözlüğü enflasyonu fiyatlar genel seviyesindeki sürekli bir artış olarak tanımlıyor. Enflasyonun birden fazla hesabı var. Eğer bir tüketici iseniz, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE, CPI) sizi ilgilendiren enflasyon ölçüsüdür. TÜFE, sabit bir ürünler sepetindeki fiyat artışını ölçmek için kullanılır. Bu ölçüm için, bir baz yıl alınır ve o yıldaki fiyatlar normal fiyatlar olarak kabul edilir. Sonraki her yıl için, ürünlerin ağırlıkları sabit tutularak, sepetin fiyatı hesaplanır. Enflasyon, bu yıllar arasındaki fiyat değişiminin yüzdesidir. Endeks olarak sunulması, ilk yılki fiyatların 100 birim olarak alınması şeklinde gerçekleşir.

Tüketici değil üretici iseniz, ÜFE sizi birincil olarak ilgilendiren enflasyon ölçüsüdür ve üretim girdilerindeki fiyatların değişimini, TÜFE’ye benzer bir şekilde ölçer. Eğer üretici veya tüketici konumunda değilseniz ve ekonomideki fiyat hareketlerini bütüncül bir şekilde incelemek istiyorsanız, GMH Deflatörü adı verilen bir araç kullanırsınız. Bu deflatör, cari fiyatlarla ölçülen gayrisafi milli hasılanın sabit fiyatlara ölçülen GMH’ye bölünmesi ile hesaplanır. Böylece aynı üretimin fiyatlarının sabit bir referans yılına göre (veya belirli bir süre öncesine göre) nasıl değiştiğini, yine endeks biçiminde hesaplamış olursunuz.

Arka arkaya tanımlar verdiğim için, bunları örneklemenin faydalı olacağı kanaatindeyim. Elma ve armuttan oluşan bir ekonomi hayal edelim. Bu ekonomide aşağıda verilen miktar ve fiyat bilgilerini kullanarak, TÜFE hesaplaması yapalım.

TÜFE Hesaplaması Örneği

Burada göstermeye çalıştığım gibi, harcamamdaki artışın hepsi tüketimimden kaynaklanmıyor. Harcamam 1.6 kat artmış olsa da bunun 1.1 katı fiyatların artışından, 0.5 katı ise tüketimimdeki büyümeden kaynaklanıyor. Duyduğumuz reel GMH ve cari (nominal) GMH farkı da buradan geliyor. Eğer geliriniz enflasyondan hızlı büyümüyor ise, geçen yıla göre tüketiminiz azalacak demektir.

Bu hesaplamayı TÜİK sizin adınıza yaparken, her vatandaşın tek tek harcama bilgisine sahip olmadığı için, ortalama bir vatandaş hayal ederek bu ortalama vatandaşın harcamalarını değerlendiriyor. TÜİK’e göre ortalama vatandaşın harcamaları aşağıdaki şekilde dağılıyor[6]:

TÜFE Sepeti Ağırlıkları

Bu ağırlıklara bakarak, harcamalarınızın bu dağılımda olup olmadığına bakabilir ve TÜFE hesaplarının kendi harcamalarınızı yansıtıp yansıtmadığına karar verebilirsiniz. Örneğin gelir düzeyi düşük bir vatandaş iseniz, eğlence ve kültür harcamalarınız daha düşük, gıda ve alkolsüz içecekler harcamalarınız daha yüksek olabilir. Buna bağlı olarak enflasyonunuz açıklanan değerden yüksek veya düşük olabilir. Öğrenci iseniz eğitim ve ulaşım harcamalarınız sizin için en büyük harcama kalemleri olabilir, TÜFE bunu yansıtmaz. Cinsiyetiniz, yaşadığınız yer, iş durumunuz ve birçok etmen enflasyon hesabınızı TÜFE hesaplamalarından farklılaştırabilir.

Bu farklılıkların ötesinde, bu “tüketim sepetindeki” ürünler bile sizin tüketim davranışlarınızı yansıtmıyor olabilir. Geçtiğimiz yıllarda, enflasyon sepetinde pinpon topunun ve deve etinin olduğuna dair bir tartışma çıkmış fakat bu ürünlerin varlığı yalanlanmıştı[7]. Yine de sizin TÜFE hesabınızda soba borusunun fiyatı önemli olmasa da, soba ile ısınan evlerde bu fiyat değişimi önemli olabilir. Neticede bu tüketim sepetindeki ürünler sizin tüketim davranışlarınızı ne kadar yansıtıyor ise, TÜFE sizin enflasyonunuzu o kadar iyi açıklar.

Bu ölçüme alternatif olarak ne yapabiliriz? Farklı gelir seviyeleri için, farklı cinsiyetler için, farklı iş grupları için enflasyon hesapları yapılabilir. Bunun için, TÜİK’in bu sınıflamalara uyan insanları belirlemesi, bu insanlardan bir örneklem oluşturması ve bu örneklemi zaman boyunca takip etmesi gerekmektedir. Önceki yazıma paralel olarak, gelir seviyelerindeki farklılığın azalmasının da enflasyon hesabını daha “iyi” yapabileceğine değinmem gerekir. Eğer bir ülkedeki insanların gelir seviyeleri birbirine yakınsa, tüketim davranışları da birbirine yakın olur. Tam tersi durumda bir ülkedeki gelir farklılıkları ciddi düzeyde ise, o kadar farklı gelir grubu için enflasyon hesaplaması yapmanız gerekir. Türkiye gibi gelirin iyi dağılmadığı ve tüketim davranışlarının diğer ülkelere nazaran daha farklılaştığı ülkelerde, enflasyon hesabının gelir dağılımının sadece ortalamaya yakın bir kısmını temsil ettiği söylenebilir. Yani sizin enflasyonunuz başkasının enflasyonundan farklı olabilir.


[1] https://www.forbes.com/sites/stevehanke/2019/05/01/turkeys-inflationary-woes/#4160638d5f4a

[2] https://tr.euronews.com/2018/12/03/tuik-ve-guven-tartismalar-enflasyondaki-olumlu-trend-gercek-mi-yapay-mi

[3] https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ali-agaoglu/hesaplanan-enflasyon-ve-hissedilen-enflasyon-6048184

[4] https://tr.euronews.com/2019/11/07/hayat-pahaliligi-dusuyor-mu-hangi-enflasyon-orani-fatih-te-intihar-4-karders-yoksulluk

[5] https://www.lexico.com/definition/inflation

[6] https://www.birgun.net/haber/tuik-enflasyon-sepetini-guncelledi-286491

[7] https://www.dunya.com/kose-yazisi/pinpon-topu/6703